Aydın Köksal Aydınlığı’nda

Prof. Dr. Bozkurt Güvenç, 2013

Sosyal Antropolog, Yazar

(Önsöz /Aydın Köksal Kitabı)
Nehir akışı gibi görkemli bir söyleşi...

Aydın Köksal’ı, Hacettepe Tıp ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin Üniversite’ye dönüştüğü 1967-68 yılında tanıdım. Bilgi İşlem Merkezi’ni kurmak üzere aramıza katılmıştı. 12 Mart 1971 ertesinde ben idari görevlerimden ayrılarak derslerime döndüm. Dil ve Kültür sorunlarıyla ilgilenen Aydın, Sosyal Antropolojiye Giriş dersimi aldı, Elektronik Mühendisi olarak Kültür Kuramı’nın bütüncü yaklaşımını hemen kavradı ve dersin amaç ve hedeflerini çok aşan, lisans tezi gibi bir ödev yaptı. Bu konuda çalışmasını önerdim. Hemen ardından açtığı COBOL ile tanışma programında onun öğrencisi oldum. Yazdığı bir bilgisayar modeliyle Türkçenin yapısını inceledi ve doktorasını aldı. Beslenme ve Diyetetik öğrencisi Gülden’le evlendi, Hacettepe’li oldu. Kırk yıllık dostluğumuz böyle başladı, süregeldi.

Geçirdiği otomobil kazasında adeta dağılmıştı. Aylar süren bir dizi ameliyat ve yoğun bakım sonunda ayağa kalkıp görevinin başına dönmesi kanaatımca tam bir mucize olmuştur...

12 Eylül darbesiyle gelen YÖK düzenine bilgisayarıyla direndi, teslim olmadı. Beytepe’de Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nü kurarken daha yakın olduk. Bir Bilişim Kurultayı’nda yaptığım, “Bilgi, Bilim ve Bilişim” konulu açış konuşmam >http//:www.bozkurtguvenc.info< Aydın’dan öğrendiklerimin özetlenmiş yorumudur.

1960-80’li onyıllarda hızla gelişen İletişim Teknolojisi, 1990’larda Sanayi Devrimi ve Kültürü’nün yerini alacak bir “İletişim Devrimi”ne yol açtı. Bilişimciler, 21. yy’da bir “Bilgi Toplumu” yaratmayı umarken, “Küreselleşen Dünya”nın ekonomik bunalımlarıyla karşı karşıya kaldılar.

Aydın Köksal Aydınlığı’nda, bu dinamik onyılların öyküsünü ve kişisel yorumunu buluyoruz. İngilizce information technology, Fransızca informatique nasıl “bilişim” oluverdi? Latinler “nomen numen” (adını koymak bilmektir) derler. Adını koyduk ve öğrendik; iletişimden bilişime, bilgisayardan yazılıma geçtik. Biz bu kolay geçişi bir ölçüde Aydın’ın Aydınlığı’na borçluyuz. Amerikalıların Bilişim Teknolojisi Irak Savaşını kazandı ama “Ortadoğuya Barış” getiremedi.

Galatasaray yıllarından beri Aydın, gönüllü bir Türkçe savaşçısı; Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir koruyucusu” olmuştur. Onun milliyetçiliği, diline sahip çıkan, anadiline adanmış, barışçı bir milliyetçiliktir. Adnan Binyazar ve Emin Özdemir gibi dilimizin gücüne inanmış, güzelliğine gönül vermiş ortak dostlar, aralarına katılmaya çalıştığım Türkçecilerdir.

Yabancı Dille Öğretim: Türkiye’nin Büyük Yanılgısı eseri, YÖK baskısı altında Eğitim Fakültelerimizin seyirci kaldığı “Laiklik-Yaratılışçılık” çatışmasında, Cumhuriyet Devrimi’nin simgesel bir dil bayrağı olmuştur.
Aydın, Üniversite’den ve TDK’dan ayrıldı ama Dil Davası’ndan dönmedi, inancından ödün vermedi.
İngiliz Amerikan akademilerinde, “Parlak kişilerin popüler olamadığı” söylencesi duyulur; anılır, sayılır, ama pek sevilmezler. Aydın’ın pırıl pırıl parlayan kişiliği, belki çok tanınmış medya yıldızları kadar popüler değildir; ama, acımasız bir akademisyenler ve “prima donna”lar ortamında saygınlığını korumayı bilmiştir. Bu nadir başarıyı yazdıklarından çok okuduklarına borçlu olduğunu sanıyorum.

Kişiliğinin çizdiği hayat yolunu izlerken sınıf arkadaşlarının adlarını hatırlamakla kalmıyor; mesleki gelişmelerini, kamu görevlerini övgüyle izliyor; dostluk çevresini ve okurlarını ülke hizmetine özendiriyor. “Türk dilinin fiil yapan ekleri” konulu araştırmamda onun kırk yıllık doktora tezinden yararlanıyorum.

Öğretmenlik sanatı, çevresini öğrenmeye özendirmek ise, onun başarılarının sırrı, coşkulu kişiliğinde ve tükenmeyen enerjisinde bulunabilir... Aydın, akademik gelenekten sıyrılarak, yazdıklarından kat kat fazlasını okumuştur. Türkçe ve yabancı dillerde yazılmış bir kitaplık dolusu eseri okumaya nasıl fırsat bulduğu, ya da “o fırsatı nasıl yarattığı?” merakımın yanıtını, bir başarı öyküsü olan “nehir