Adı ‘Bilgisayar’ olsun!

İş bulabilmek için uzun süreli bir çaba gerekiyordu. Elektronik endüstrisinin yokluğu bir yana evinde küçük bir telsiz yapmaya kalkışacak birinin bu girişimi bile, bunun casusluk amacıyla kullanılabileceği kuşkusu uyandırıyordu. …

Yeni kurulan Devlet Planlama Teşkilatı DPT Türkiye’nin geleceğine yön verecek bir kurum olarak ilgimi çekti. Yedeksubaylığımı yaparken bir aylık izin dönemimde başvurmayı denedim. Bir de kuruluş çalışmaları süren Türkiye Radyo Televizyon Kurumu TRT Televizyonu teknik kadrolarında bir yerden başlarsam ileride yayınların içeriğine de yön verebilecek bir konuma yükselebilirdim. İyi yönetilirse özerk televizyonun halkın demokratik sürece sahip çıkacak biçimde aydınlanmasına katkı verebileceğini umuyordum. Ne var ki bu iki kurum da o dönemde bir elektronik mühendisine gerekseme duymuyorlardı.

Bu arada açık adı International Business Machines, Uluslararası İş Makineleri olan Amerikan kökenli çokuluslu IBM şirketinin Ankara bürosu IBM Türk’e başvurdum. “Olabilir” dediler ama onlardan olumlu yanıt alamadım. Son olarak doksan üçüncü başvurumu, Amerikan kökenli başka bir çokuluslu şirketin, Remington-Rand UNIVAC şirketinin Türkiye temsilcisi Remivac’a yaptığımda, şirketin Ankara müdürü Reştan Aras, beni dinledikten sonra: “Tam bizim arayıp da bulamadığımız kişisiniz” dedi... “Askerliğiniz üç gün sonra 30 Eylül 1966 cuma günü bittiğine göre, cumartesi günü gelin hemen işe başlayın... UNIVAC, 1945’te ABD’de gerçekleştirilen ilk elektronik kompüter sistemi ENIAC’ın devamıdır... Otuz dolayında müşterimiz var. Elektronik makinelerin bakım onarımını yürüten ekibimizin başında bir mühendisimiz var, ama bu makinelere iş tanımlayan programları hazırlayan ekibimizde ilk mühendis siz olacaksınız. Ben aynı zamanda, UNIVAC kullanan İş Bankası’ndaki merkezin de müdürüyüm. Remington-Rand UNIVAC’ta ya da İş Bankası’nda çalışın, başlangıçta aynı işi yapacaksınız... Maaşınız da aynı olacak; iki durumda da bana karşı sorumlu olacaksınız... İş Bankası’nın kendi emeklilik sistemi gibi avantajlarını da göz önünde tutabilirsiniz... Siz seçin!” İş Bankası bu öneriyle eşiğine ayak bastığım yepyeni bir dünyanın bankacılık alanındaki bir uygulama örneğiydi. UNIVAC ise, başka bankaları, genel müdürlükleri, Genelkurmay’ı da içeren otuz dolayında kurum için öngörülen bütün uygulamaları kuş bakışı görme, öğrenme olanağı veren, herhangi birinde çıkan sorunların tümünün çözümü düzeyinde daha kapsamlı bir sorumluluk gibi geldi bana; dünyada bu yeni meslekte olan biten konusunda daha hızlı bir bilgilenme, bilinçlenme ortamı gibi geldi.

İş Bankası’nın delikli kartla çalışan küçük bir UNIVAC 1004 makinesi üzerinde panel bağlayarak tanıştım bilgisayarla... Yapılacak işi makineye tanımlamak için panellerdeki binlerce deliği birbirlerine bağlayan iki ucu fişli boy boy kablolarla oluşturuluyordu programlar... Lehim yerine kullandığımız bu değişken kablolardan dolayı programlara İngilizce software, yumuşak nesne deniyordu. Mesleğimizin adıysa o zaman malumat prosesingi idi... UNIVAC’ın tanıtım dosyasında da bu deyim kullanılıyordu. Ben Türkçe bilgi işlem terimini yeğledim. İngilizce olarak kullanılan memory, instruction, hardware, software sözcüklerinin yerine bellek, komut, donanım, yazılım dedim çıktım işin içinden... Karmakarışık biçimde aynı anlama gelen komünikasyon, telekomünikasyon, muhabere, haberleşme sözcüklerini bir yana bırakıp hepsinin yerine iletişim sözcüğünü önerdim. Örneğin Arapça kökenli haber’den türetilmiş muhabere ile Arapça’da savaş anlamına gelen harb’den türetilmiş muharebe sözcüklerini herkes birbirine karıştırıyordu... Genelkurmay ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda çalışan muhabereci subay ve yedek subaylara, Devlet İstatistik Enstitüsü’nde yazılım üreten programcı meslektaşlarıma kurslar verdim. Her şey aydınlandı... Bilgi bellekte 0/1 değeri alan ikil dizilerinden oluşan elektrik imleri biçiminde saklandığına göre, bunların tıpkı bir sinir sistemi gibi yeryuvarı saran telefon ağı üzerinden iletilebileceği günler uzak değildi...

İşe başlar başlamaz gözüme çarpan bu ilk gözlem, beynimde parlayıp sönen bir kıvılcım gibi bana o anda bir devrimin eşiğinde olduğumuzu gösterdi... Elektronik mühendisliği okurken kaç yıl çekirdek bellek nasıl yapılır, dört işlemi gerçekleştiren elektronik çevrimler nasıl tasarlanır, bunları öğrendiğimde değil de, elektronik belleğinde saklanan veriler üzerinde bu işlemleri gerçekleştiren ilk bilgisayar dizgesi üzerinde çalışmaya başladığımda buldum mesleğimi... Bilgisayarla, kozumu paylaşmak üzere, karşı karşıya kaldığımda... Küresel telefon ağı üzerinden, bütün bilgisayar dizgeleri arasında uzak noktalarda çalışan belleklerdeki bilgilere iletişim olanağı sağlandığında, yeryüzünde yaşayan herkesin günün birinde, nerede olursa olsun insanlığın tüm bilgi birikimine bulundukları yerlerdeki televizyon ekranları üzerinden erişebileceği besbelliydi.

Endüstri devriminin ardında gelen yeni bir teknikbilimsel devrimin eşiğindeydik. Birkaç yıl sonra, gecemi gündüzüme katarak bağlanacağım bu devrime Bilişim Devrimi adını verip uğraşıma bilişim, kendime bilişimci dedim. İlk görüşte vuruldum mesleğime. İlk görüşte aşk derler ya, işte öyle bir şey... Tek başıma bile kalsam ben bu makineyi iyice öğrenir, çevremdeki herkese de öğretebilirdim. Bu yeni devrime erkenden sarılırsak bu yoldan, Endüstri Devrimi’ni iki yüzyıllık bir gecikmeyle kaçırmış ülkemin çok büyük bir hızla kalkınması için gerekli yeni yapılanmaları gerçekleştirip geriye düştüğümüz yılları hızla kapatarak önümüzdeki ileri ülkeleri yakalayabilirdik... Onları yakalamak demek, kendine ulusuna bir çıkış yolu arayan gözü kara delikanlı için, önümüzdekileri sollayıp geçme şansı yakalamak demekti... …

Birkaç yıl sonra 68 Öğrenci Devrimi Paris’te Quartier Latin’den Avrupa’ya yayılırken, Ankara’dan geçmiş çağlara gönderdiğim bir saygı selamıyla Dedem Korkut’tan öğrendiğim üzere, “Adı ‘bilgisayar’ olsun” deyip kendi anadilimden ad koyacağım bu olağanüstü makinenin ipine sıkı sıkıya sarıldım... Kendime doğru çektikçe bana hep kopacak gibi gelen bu incecik ipe, onu koparmadan sabırla usulca eğirerek, tutundum... İncelikle bütün gücümle asıldım... Ne denli zorlanırsam zorlanayım, gücümün son damlası pahasına da olsa, yakaladığım ipucunu bir daha bırakmadım... Bilgisayarla tanıştığım ilk günden beri bilişim uğraşımı sanki bu ilişkimi düşüncelerimi bütün benliğimi göklere uçuran sanal bir uçurtmanın ipiymiş gibi gökyüzüne salıp öyle yaşayacaktım... Devrim yeli güçlüydü; düşlerimi göklere taşıyan uçurtmamın ipini öyle sıkı tutmuşum ki ayağım yerden kesildi... İşimde hep mutlu oldum... ...

Devrim de ne ki? Bilişim Devrimi ne ki? Daha gönençli barışçı adaletli, daha mutlu bir geleceğe hazırlamaya çalışıyorum kendimi, ülkemi, insanlığı... Chagal’in resimlerindeki boşlukta uçuşan insanlar gibi bu düşler evreninde o gün bugün benim için -aslında insanlık için- artık gerçek olan yepyeni bir sanal dünyanın göklerinde insanoğlunun geçmişi ile geleceği arasında, düşler ile gerçekler arasında, dönenip uçuşur gibi duyumsuyorum kendimi...

Yaşamın Gizi, 2. cilt: Arayış, 2013 Basım aşamasında